başka bir evrende en güzel halinle

Amsterdam gazetesi Het Parool, manşete Johannes Vermeer’in kült işlerinden ‘Flütlü Kız’ını yerleştirmiş.

“Bu gerçek bir Vermeer” diye koca koca yazmışlar.

Birçok araştırmacı resmin orijinalliğinden şüphe duyuyordu; artık gerçekten ustaya ait olduğunu kanıtlanmış. Resmin sahibi Rijksmuseum da rahat bir soluk almış. Vermeer’in zaten korunan hepi topu 37 eseri var.

Rahat soluk alan sadece müze mi? Belli ki aynı zamanda Hollanda kültürü de bir insan gibi rahatlamış; bu ferahlıkla gazete manşetlerine çıkmış.

Bin türlü sıcak gündemin arasında gazetelerin bazen bunları, akıp giden hayata, içinde yaşadığımız kültüre dair bu ayrıntıları bir numaralı gündem olarak manşete çekmesini seviyorum, önemsiyorum. Başka bir evrenin hikâyeleri gibi geliyor ama değil. Onlar da bu evrenden.

Üstelik sıcak gündemden de çalmıyorlar; bir nefes alma durağı açarak diğer günlerin sert gündemlerini de daha katlanılabilir (ve evet daha bakılabilir, daha önemsenebilir) kılıyorlar.

Üç yüz küsur yıllık bir tablodan buralara, bugünlere bir yol var.

amerika büyük bir şaka sevgili frank ama ona ne kadar gülebiliriz?

El Pais’in manşetinde bir fotoğraf. Amerikan Ulusal Silah Derneği yıllık olağan toplantısını gerçekleştirmiş. Houston, Texas’ta. 19 çocuk ve iki yetişkinin kurban gittiği silahlı saldırıdan hemen sonra. Dünyanın en güçlü derneklerinden biri bu Ulusal Silah Derneği. 5 milyon üyesi var. Bu yılın konuşmacılarının arasında da eski başkan Trump’a yer vermişler. “Kötü insanların silahla başkalarına zarar vermemesi için iyi insanların silahlanması gerek” diye yumurtlayıvermiş yine bu sersem siyasetçi. İnanılmaz bir açı.

Bir de içler acısı New York Times manşeti… Eli silahlı, legal kolluk gücünün, içeriden gelen telefon mesajlarına rağmen dakikalarca müdahale etmediğini belgeliyor. Beklemiş polis.

Çok zor bir dünya bu. Daha kolay olabilirdi. Ama onu zorlaştıranlar teveccüh görüyor.

***

PS: Başlık, Enis Batur’un kitabının ismi.

peki bir tuhafiyeci hiç derdini anlatıyor mu bize?

Gazeteciler bir illüzyonu yaşamaya yazgılıdır. Sırf anlatma gücü ellerinde olduğu için kendi meslekleriyle ilgili zorlukları, sıkıntıları anlatabilirler. Herkesin de bunlarla ilgileneceğini sanarak. 

Halbuki gazeteciliğin dertleri kimsenin umrunda değildir. Birçok başka gazetecinin bile. 

Bir saat tamircisinin, bir coğrafya öğretmeninin ya da bir yapay zeka uzmanının mesleki dertlerinin çoğumuzu ilgilendirmediği gibi… 

Neresi olduğunu hatırlamıyorum ama bir yerde gazetecilerin gazetecilik ile ilgili konuşmalarının en az okunan yazılar olduğunu okumuştum. Yine de bu gazetecileri kendileri hakkında boyuna konuşmaktan geri koymuyor. Garip. 

Halbuki doğru bir saptama. Ben de bu tür haberlerin, yazıların bir reyting getirmediği konusuna defalarca şahit oldum. Her türlü mecrada. Arkadaş konuşmaları da dahil. 

Şuradaki yazıyla birlikte meseleyi yine idrak etmiş oldum. Yine bir gazetecilik meselesi, yine ilgi görmedi. Eh, şaşırtıcı değil.

Bu vesileyle Gazete Duvar’daki yeni yazı serüvenini de buradan ilan etmiş olayım. 

*

PS: Bu arada, eli kalemli bir başka grup olan yazarlar da mesleki zorluklardan habire bahsediyorlar. Ve ilgi görüyorlar! Demek ki hakikaten iyi beceriyorlar bu işi. Yoksa “niye yazıyorum” sorusunun cevabını kim neden merak etsin. Bir veznedar “neden para sayıyorum” diye soruyor mu?

PS2: Karikatür – Patrick Chappatte

gazetelerde askeri düzen

Avrupa gazeteleri yavaştan ton değiştiriyor. İki gün evvel İsviçre’deki nükleer sığınaklar hakkında kapsamlı bir yazıya denk gelmiştim. Bu da bizim Türkiye’de çok iyi bildiğimiz (bir ara Hürriyet gazetesi epey yapardı) askeri güç sayfası. Hollanda’nın burnundan kıl aldırmayan kalburüstü gazeteleri bu tasarıma geçtilerse dünya değişiyor demektir.

terasları açın ulan!

Toplumun -en azından bir kısmının- ruh halini Hollanda gazetesi De Telegraaf dolaysız yansıtıyor. Hükümet, dün bilmem kaçıncı kere COVID-19 önlemlerini yumuşatmayacağını açıkladı. Kafe bar sahipleri doğal olarak isyanda. Üstelik bu defa büyükşehirlerin belediye başkanları dış mekanların (Hollanda’da teras olarak geçiyor) açılmasını talep etmişlerdi. Olmadı. Gazete manşetten bağırmış artık. Lafı belediye başkanlarının ağzına vermiş gibi görünüyor ama değil. Bir isyan çığlığı bu. Bu gündemde bu kadar doğrudan bir manşete rastlamamıştım. Koronaya ve önlemlere dönük öfke giderek kabarıyor, medyanın bir kısmı da bu öfkeyi halka taşıyor. Ünlemin yerinde ‘ulan’ dendiğini de varsayabilirsiniz.