sistemimiz bozuktur abiler

Bugünden haberler… 

İstanbul Valiliği, birdenbire hayatını çöpten kazananlara karşı bir savaş başlattı. Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu da “birileri çöp işine yatırım yaptı da ondan” diye özetledi durumu. Toplumun en zordaki en alttaki kesimiyle uğraşan bir devlet bu…

Sınıf başkanlığı seçimlerinden sonra sınıfa çay poşeti atarak makara yapan ortaokul çocukları için de tutanak tutmuşlar, cumhurbaşkanıyla dalga geçme teşebbüsüdür diye… Çocuklarla da uğraşıyorlar. 

İstanbul Belediyesi’nden kiraladığı iskeleyi başkasına kiralayıp işi ticarete döken, bir iktidar vakfı da mahkeme kararına rağmen yerinden çıkmıyor. 

Hiçbir kural kaide tanımayan taksiciler yine İstanbullular’ı çıldırtıyor. 

Alt alta okuyunca asap bozuyor. Bir de şu geliyor akla: Matrix’in  yazarı William Gibson “eğer bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak istiyorsanız onu bozulurken inceleyin” demişti. (Zero History’de).

İnceleyelim, anlayalım da..: Öyle bozulmuş ki sistem, bir daha çalışacak gibi gelmiyor. 

manşetteki boşluk

Almanya’da haftasonu yapılan seçimlerin ardından Augsburger Allgemeine bu manşetle yayımlandı: Kafa kafaya… Merkezin solundaki SPD’nin lideri Olaf Scholz ile sağındaki CDU/CSU’nun başındaki Armin Laschet sandıktan böyle çıktı. Bizde olsa, ‘burun farkıyla’ derdik; nitekim görselde Scholz hakikaten burun farkıyla önde.

Yine de bu resmin gösterdiği gerçek iki liderle de ilgili değil. Görseldeki boşluk, beyazlık ilginç. İşte o boşluk Merkel’in bıraktığı boşluk. İki lider de boşluğu dolduramamamış. Tarih bugünden sonra o boşluğun dolup dolmamasına göre yazılacak.

puşkin meydanında

Geçen hafta Rusya’da seçimler yapıldı. Putin’in partisi Yedinaya Rossiya yine tulum çıkardı, ülkedeki her iki oydan birini aldı ama nasıl aldığı halen net değil.

Muhalefet bu nasılı ‘hırsızlık’ diye açıklıyor kısaca. Kuşkular özellikle bu seçimde gündeme gelen ve tüm Rusya’da değilse de Moskova’da önemli ölçüde devreye giren elektronik oylama üzerinde yoğunlaşıyor. Bugüne kadar Putin’e pek de sert itiraz etmeyen Komünistlerin bile canı burnunda; başkent bölgesinde altı milletvekilliğinin kendilerinden çalındığını söylüyorlar.

Bunu da meydanlarda bağırıyorlar. Sözü de zaten buraya getirmek istiyordum. Dün Puşkin Meydanı’nda buluşan komünistler ses çıkartmasına çıkardı ama seslerini yine de duyuramadılar. Çünkü içinde ses sistemi saklı dev bir polis minibüsü, onlar protestolarına başlar başlamaz, meydanı Rus pop şarkılarıyla inletti. Kimse kimseyi işitemez oldu. Polisin seçtiği şarkılardan biri ‘Vova (Vladimir’in kısaltması) Amca’ydı. Düşünün bir, Rus polisinin meydanda çaldığı şarkı “Vova Amca seninleyiz” diyordu. 

Gazeteler, göstericilerin pek de gösteri yapamadan dağıldığını söylüyor. 

Putin’de oyun bitmez de bu konu bana şundan ilginç geliyor: Bizim iktidar Rusların oyun kitabına pek meraklı. Yakında bangır bangır polis müziğiyle karşılaşırsak şaşırmayalım. 

Yüzde 30’lara düştüğü tahmin edilen Yediyana Rossiya’yı diriltmiş gibi duran elektronik oylarla karşılaşırsak da…

*

PS: Fotoğraf, Puşkin meydanında komünist göstericiler (Maxim Shipenkov)

otomobilden istanbul

Geçenlerde okudum. Mimar ve yazar Korhan Gümüş, seksenli yıllarda İstanbul’un eski belediye başkanlarından Bedrettin Dalan’ı eleştirdiği bir yazısında, “Dalan, İstanbul’u hep otomobilden görüyor olmalı” demiş. Belli ki o zamanlarda Dalan’ın kafasında trafik haritalarının İstanbul’u vardı. Çözülmesi gereken akış problemleri, işlemesi gereken hatlar… Şehir işte bu yüzden otomobil camından yansıyandan ibaretti. Trafik akıcıysa iyi, değilse fena. Belki canı otomobilden inip halka karışmak istemiyordu. İyi bildiğim bir konu değil, Dalan’ın İstanbul’una yetişemedim.

Otomobilin camından görünen şehirler… Tuhaf gelecek belki ama bugün bir siyasetçinin dünyası neredeyse sadece bundan ibarettir. Büyük şehirlerin caddelerinden, bulvarlarından durmadan, bekleme yapmadan geçip giden karanlık görünümlü Mercedeslerin, Audilerin kara filmlerle örtülmüş camları, siyasetçilerin hayata dair görüp görebilecekleri en ciddi, en gerçek pencerelerdir.

Soru ortada: Halktan izole köşklerde, saraylarda oturan; vatandaşlara -anlaşılır güvenlik kaygılarıyla- ancak koruma ordularının uygun bulduğu ölçüde yaklaşabilen, egzos dumanın içinde her gün bunalan milyonlarca insanın aksine hiçbir zaman trafiğe takılmadan yoluna giden siyasetçiler hayatın hakikatleriyle ne kadar temas edebilir ki? Kendini yönettiği halkla özdeş gören liderler, yönettikleri ama arasına karışamadıkları halkları hakikaten tanıyor olabilirler mi?

Pratiğe bakalım. Bilet alıp bir sinemaya gitmeden, trafikte araba kullanmadan, otobüse, vapura, metroya binmeden; günün birinde çok önemli bir toplantıyı kaçırmadan, bu yüzden mahcup olmadan, bir gece aklına esip de sokaklarda dolanmadan, insan yüzlerini gizli gizli seyretmeden, esnafla pazarlık yapmadan, kuyruğa girmeden hakiki bir yaşam sürülebilir mi? Böyle bir yaşam sürmeyenler toplumla hakiki bir ilişki kurabilir mi?  

Yoksa etrafı otomobilden görmek yetiyor mu?

Fotoğraf: İmamoğlu göreve geldikten sonra israf belgesi niyetine Yenikapı’da sergilenen belediye kullanımındaki makam araçları…

meydanda davut yıldızları

Geçtiğimiz hafta sonu Amsterdam’da aşı karşıtlarının gösterisi vardı. Gösteriyi düzenleyenler iki yüz bin kişi toplarız diyorlardı; o kadar olmadı ama az buz değil, yirmi bini aşkın kişi Dam Meydanı’nı doldurdu.

Yeni sayılmaz, bu tür gösteriler dünyanın her tarafında yapılıyor ve toplumun neredeyse her kesiminden insanlar da bunlara katılıyor. Neticede her kesimden aşı karşıtı var; üstelik bazı isimler hakikaten şaşırtıyor.

Şaşırtıcı bir şey daha… Pandemi sırasında epey tekrarlanan bu aşı/önlem/hükümet/devlet/sistem/uzmanlık karşıtı gösterilerin bir özelliği, bir araya gelmesi beklenmeyen grupların bir arada durması. 

Amsterdam’daki gösteride de bu tuhaf karışım dikkat çekiyordu. Dindar gruplar, hare krişnacılar, hippiler, faşist topluluklar, komplo teoricileri… 

Ama bu kez bunların yanında sanırım ilk defa meydanlarda görülen bir başka grup vardı. Birçok gösterici kollarına İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere zorla taktırılan sarı Davut yıldızlarından iliştirmişti. Tabii bunları gösteride takanların Yahudi olmadığı tahmin ediliyor. Akıllarınca, düşünün diyorlar, bu pandemi önlemleri, aşılar falan bize ne denli büyük bir zulüm yaşatıyor!

Bu aklıevvel hamle bekleneceği üzere, bir çok kişiyi çileden çıkardı. Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi ve bir daha tekrarlanmamasını istedi. Gösterinin düzenleyicisi olan kişi (ki o da bir Yahudi), bu duruma kendisinin de şaşırdığını, o Davut yıldızlarını zorla takmak zorunda kalanların soyundan gelen biri olarak bunu tasvip etmediğini ama bu kadar büyük kitlenin içinde bu tür vakaların yaşanabileceğini belirtti. Bir de şunu söyledi: “1940-45 arasında Yahudiler için bir apartheid rejimi kurulmuştu; şimdi aşı olmayı reddedenler için kuruldu.”  

Bu bir kafa karışıklığı mı? Yoksa düz sersemlik mi? Sersemlikse de neredeyse alıştık. Yine de işin alışmamak gereken bir boyutu var. Bu pandemi önlemi karşıtı gösterilerde bir derin mesele gizli. Zemin meselesi. Haberlere bakılırsa, Hollanda’da istihbarat birimleri bu tür gösterilerde aşırı sağın çok rahat gelişip serpilme, beslenme imkânı bulabileceği konusunda bir süredir uyarılarda bulunuyor.

Aşırı sağcı grupların bu gösterileri çok sevdikleri ve çok benimsedikleri biliniyor. Hemen hemen her gösteride, bir çok aşırı sağ unsur, ifade özgürlüğü söylemini kullanarak gündeme geliyor ve kendi çaplarının çok üstünde bir ses çıkarma imkânına kavuşuyor.

Amsterdam Üniversitesi’nde radikal hareketler üzerine çalışan öğretim üyesi Sarah de Lange, Hollanda gazetesi Trouw’a anlatmış: “Yıllardır aşırı sağ hareketlerin, radikal hareketlerin bu tür toplumsal gösterilere rağbet ettiğini görüyoruz.. Bu bir meşruiyet sağlama yöntemi. Bir yandan seslerini duyuruyorlar, bir yandan daha görünür oluyorlar ve potansiyel destekçilerle buluşuyorlar, tanışıyorlar. Pandemi karşıtı gösterilerdeki komplo teorilerine yakın duruş, aşırı sağın da işine yaradı; bu teorilere yakınlık duyanlarla rahatlıkla bir bağ kurabildiler.”

Bu hafta sonu İstanbul’da da benzer bir aşı/önlem karşıtı gösteri yapılacak. Devlete, sisteme çok dil uzatılacağını sanmıyorum. Başka bir boyut, farklı bir hassasiyet var. Örneğin sosyal medyada “Bayrağını al gel” diye mesajlar iletiliyor.

Aşı karşıtlığı ile bayrağın ne alakası olabilir? 

Yukarıda okudunuz işte alakasını.