Bugün iktidarını kaybetmemek için seçimlere girecek olan Macaristan Başbakanı Viktor Orban şöyle biri (NY Times’dan aktarıyorum):
Koronavirüsün ilk dalgaları Avrupa’yı, bu arada Macaristan’ı da vurmaya başladığında, hükümet bir websitesi kurdu. Site, vatandaşlara pandemi hakkında sürekli güncelleme mailleri gönderiyordu. Testler nerede olacak, aşılar nerede yaptırılacak, virüs ne durumda?
Macaristan halkı pandemiyle muhasebesesini o site üzerinden tuttu.
Aynı site kullanıcılarına yani neredeyse tüm Macar halkına, geçen ay şöyle bir iddia içeren bir mail gönderdi: Muhalefet ülkeyi Ukrayna’da bir savaşa sürüklüyor.
Sağlık için kurulan, insanların canını korumak için başvurduğu siteden devlet imkânlarıyla gelen mail işte bu. Dümdüz usulsüzlük, dümdüz hile, dümdüz haksız rekabet…
Seçim kaybetmemek için seçim kanunlarını yeniden yazan, yeniden yorumlayan, çarpıtan, kendine yontan veya yok sayan bir lider bugünkü seçimlere, daha bir dolu numarasının yanında işte böyle giriyor.
Bizlerin de epey aşina olduğu hileler kitabına yeni sayfalar ekliyor.
Moskova’da Zafer Günü (9 Mayıs) gösterisi. 2019’dan. Foto: S. Zhumatov
Savaşın sonucu üç aşağı beş yukarı belli oldu bile. Dünyanın hangi yöne gideceğini biliyoruz artık. Herkesin silahlanma bütçesi artıyor. On yıllardır ordu namına pek bir şeyi olmayan Almanya dahil…
Nasıl olacak? Ne pahasına olacak? İşte yeni dünyanın işaretlerinden biri…
Der Spiegel’in Fransız askeri stratejist Pierre Servant ile yaptığı röportajdan bir kesit:
Spiegel: Fransa, askeri harcamaları emeklilik ödemeleri lehine budamıştı diyorsunuz. Bu, biz Avrupalıların güvenlik adına sosyal huzuru riske etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?
Servent: İyi silahlanmış ordu devleti ile kendini savunma gücünden yoksun bir refah devleti arasında bir orta yol hep vardır. Emeklilik yaşını yükseltmek bu bakımdan mantıksız değil ama on yıllardır Fransa’da kimse buna cesaret edemiyordu. Bir füze yüz binlerce euro tutuyor ve savaşta epey füzeye ihtiyacınız var.
Avrupa gazeteleri yavaştan ton değiştiriyor. İki gün evvel İsviçre’deki nükleer sığınaklar hakkında kapsamlı bir yazıya denk gelmiştim. Bu da bizim Türkiye’de çok iyi bildiğimiz (bir ara Hürriyet gazetesi epey yapardı) askeri güç sayfası. Hollanda’nın burnundan kıl aldırmayan kalburüstü gazeteleri bu tasarıma geçtilerse dünya değişiyor demektir.
Çok net ve rahatlıkla söyleyebiliriz: Artık savaşların bir de dijital cephesi var. Son savaş bunu açık seçik ortaya koydu. Hackerların marifetleri ve üretilen onlarca yalan haber bir yana, potansiyeli açısından en sert sonuçlar üretebilecek hamle, Ukrayna Başkanı Zelensky’nin halkına güya “silahları bırakın” çağrısı yaptığı ‘deepfake’ videoyla geldi. Erken tespit edildi. YouTube ve Facebook gibi platformlar videoyu hızla kaldırdı ama uzmanlar, daha iyi ve özenle yapılsaydı videonun yıkıcı etkileri olacağını söylediler. ‘
‘Memlekette Tuhaf Zamanlar’da ‘deepfake’ videoların nelere yol açabileceği üzerine yazmıştım. Ülkeleri kaosa sürükleyecek, silah bıraktırmak bir yana savaş çıkartacak bir potansiyel. İlk büyük örnek de bu savaşta görüldü. İlgili bölüm aşağıda:
“Geleneksel medya bitti” demenin rahatına sığınıp ferah ferah konuşmak bir yöntem. İnsanı kısa vadede mahcup etmeyecek bir yöntem. Ama eski medya-yeni medya tartışmalarının artık başka bir yöne kaydığını da bilmek lazım. Örneğin, bugün ufak ufak işaretlerini veren “deep-fake” (yapay zekâ yardımıyla ses ve görüntüyle oynayarak elde edilen ultra-gerçekçi kayıtlar) meselesi patladığında sıra dışı bir tartışmaya da savrulabiliriz. Hakikatle ilişkimiz tümden değişebilir. Yani azıcık ilişkimiz kaldıysa… Yiğit Özgür karikatürlerinde sık görülen motiftir: Kâbustan uyanıp rahat bir soluk alan adam bir bakar ki hâlâ kâbusu yaşıyor, neyse ondan da uyanıp rahatlıyor derken bir bakar ki yine… İşte hakikat-sonrasının bir sonrası varsa o da “deep fake” ile gelecek ve her şey tam da o kâbus gibi yaşanacak; neyin gerçek, neyin hayal olduğunu bilmek daha da güçleşecek.
Ne yapılıyor bu teknoloji ile? Herhangi bir insanı en çılgın, en akla gelmeyecek sözleri söylerken görebiliyorsunuz mesela. Böylece “ihtiyaca göre” yalan haberler üretilebiliyor. İmitasyon “intikam” pornoları yayımlanabiliyor (“intikam pornosu” yeni bir ifade; eski sevgiliyi ya da eşi utandırmak için web’e konulan, bazen de şantaja konu olan mahrem kayıtları ifade etmek için kullanılıyor). Ünlüler türlü çeşitli şekillerde resmediliyor, konuşturuluyor vs. Buradaki ince nokta şu: Çıplak gözle (veya kulakla) farkı fark etmek neredeyse imkânsız. Bunun için de ayrıca teknolojik destek almak, sahtekârlığın izini sürmek gerekiyor. Bu da epey zaman alıyor. Ayrıca artık hesaba katmak gereken faktörler de çoğaldı. İnternete boyut ekleyen Web 3.0, taze paralel evren Metaverse, yeni değişim aracı kriptopara ve elbette yeni kayıt oluşturma-veri depolama yöntemi Blockchain imkânlarıyla olduğu kadar riskleriyle de geliyor.
Kısacası, Pandora’nın kutusu ağzına kadar açılıyor. Artık herkes her şeyi söyleyebilecek! Hakikat da geri dönüşsüz yaralar alacak. Bunun sonuçları olacak: Özellikle Türkiye gibi kutuplaşmış, toplumun hassas dengeler üzerinde durduğu ülkeler, “deep fake” üzerinden üretilmiş söylentilerle, uydurmalarla, yalanlarla daha da kırılgan bir hale gelecek. Hele yalanların hızla yayıldığı, doğrulama gayretine mesai ayrılmadığı düşünüldüğünde. Herkesin kendi filtre balonu içinde ancak kendi vicdan/bilinç/sağduyu süzgecini uygulayabildiği (onları da genelde pek uygulamadığı) akla getirildiğinde…
Tam tersi de mümkün. Herkes her şeyi inkâr edebilecek… “Deep fake” özellikle gücü elinde tutanların yardımına koşabilecek bir inkâr mekanizması… “Bana komplo yapıldı” denilmesine bizim gibi epey yatkın ülkelerde, her alandaki iktidar sahiplerine mükemmel bir yalanlama kabiliyeti hediye ediliyor. Bundan sonra her şey ama her şey için “fake” (feyk) deyip geçilebilir. Hoşuna gitmeyen her haberi “fake news-yalan haber” diye yaftalayan Trump’ı düşünün. Trump, yalancı çıkmaktan utanmayan ve söylediği yalanların sonunu, üreteceği sonuçları düşünmeyen bir lider. Ama artık birazcık mahcup olanlar için bile sınırsız bir yalanlama alanı açılıyor.
Bir ara not düşmenin zamanıdır: “Yalan haberle” mücadele cephesinde şu anda otoriter ya da demokratik fark etmez, dünyanın dört bir yanındaki iktidarlar kendi mücadelelerini veriyor. Türkiye’de bu yöndeki haberleri taradığınız zaman, yalan haberden en çok şikâyetçi olanlardan birinin bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu, başkanlık rejiminin kurumlarından İletişim Başkanlığı’nın bir görevinin de yalan haberi ortadan kaldırmak olarak belirlendiğini görürsünüz. Avrupa Birliği de bu yönde çalışıyor, Çin de. Neticede, “yalan haber”in yaygınlığı, iktidarlara bu alan üzerinde bir tanımlama ve cezalandırma ferahlığı da getirebilir.
Amerikan New York Times gazetesi “deep fake”i konu alan bir video yayımlamıştı. Videoda bizi bu yeni teknolojiyle tanıştıran mühendisleri izliyoruz. Epey neşeli görünüyorlar. Eğleniyorlar. “Korkunç bir şey bu” derken bile eğleniyorlar. Ama sonuçları hiç de eğlenceli olmayacak gibi duruyor. Mühendislerin söylediğine göre, “fake”i saptayacak karşı teknoloji de üretiliyor ama neye yarar? Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra neye yarar?
Bir liderin ağzından çıkacak tek bir sıra dışı cümlenin veya laboratuvarda imal edilmiş herhangi bir aykırı görüntünün, kutuplaşmış, yay gibi gerilmiş kitleleri kolayca gaza getirebileceğini, isyanlar çıkarabileceğini, şehirlerin ateşe verilebileceğini, insanların öldürülebileceğini bilmiyor muyuz? Ülke altüst olduktan sonra ya da eskilerin diliyle “bad-el harab’ül Basra” yani “Basra harap olduktan sonra”, “Feyk”miş demenin o “feyk”i üretenlerden başka kime ne faydası var?
*
PS: Guardian Weekly’nin kapağı çok etkileyici. Başlıktaki karanlık sanatlar lafını da onlardan aldım.
Gazeteciliğe hava gibi su gibi ihtiyaç duyulan günler… Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü savaş, Rusya dışında her yerde haber. Fransız Libération gazetesinin isabetli ve maalesef trajik manşetleriyle tarihe düştüğü notlar herkesten ayrılıyor. Bu savaşı başlatanlar ve sürdüren bir gün bunlarla hatırlanacak.