konvoydan ne doğacak?

Kanada’da doğan ‘Özgürlük Konvoyu’ tüm dünyaya yayılıyor. Tıkanmış caddeler, korna gürültüsü ve egzoz dumanı… Dünya biraz İstanbul trafiğine dönüşüyor da diyebiliriz.

Hareket, kamyonculara aşı pasaportu zorunluluğundan doğmuştu. Aşı karşıtlığından, sistem karşıtlığından beslenerek çığ gibi büyüyor. Bu hafta sonu taşradan kopup gelen konvoy, Avrupa’ya, Paris’e, Lahey’e ulaştı. Yeni Zelanda otobanlarında dolaştı. Gelecek ay Washington’ı fethetmeye hazırlanıyor!

Mesele, dışarıda kibarca “alternatif sağ” denilen aşırı sağın, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının bu konvoydan büyük hız alıyor olması. Daha da alacak. Gösterişli bir hareket. Temel meselesi “özgürlük” falan olmayan ama kendilerini özgürlük savaşçısı ilan eden yeni aşırı sağcılığın büyüyüp serpilmesi için verimli bir arazi. Konvoy ya da kervan hareket ettikçe, yeni aşırılar, aşırılaşmaya, radikalleşmeye müsait yeni unsurlar da ona eklenecek. Çok sert bir hareketin doğuşuna tanıklık ettiğimizi düşünüyorum.

Önümüzdeki hafta biraz bu meseleyi takip edeceğim. Bir okuma, seyretme listesi de çıkartırım.

Guardian’daki makaleyle başlanabilir: Kanada’daki harekette kimin kim olduğunu ve işin çekirdeğini tanıklıklarla anlatıyor.

hoşnutsuzluğumuzun olimpiyatı

Shakespeare’in III. Richard’ında geçer: Hoşnutsuzluğumuzun kışı… Murathan Mungan da herhalde oraya referansla şu dizeleri yazmıştır: “Kış başlıyor sevgilim / Hoşnutsuzluğumuzun kışı başlıyor / Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan” Sevdiğim bir laftır, birçok siyasi manşete de uyar, tarihi döneme de. Zaten böyle kullanıldığı çerçeveler de var.

Guardian Weekly de oradan görmüş, hoşuma gitti. Hoşnutsuzluğumuzun olimpiyatı…  

Omicron hızını kesmedi. Evsahibi Çin’de hava kirliliği nefes aldırmıyor. Çin’in berbat insan hakları karnesi hem can sıkıyor hem can acıtıyor. Tarihin en gönülsüz olimpiyat oyunları başlıyor. Böyle zamana böyle oyunlar. Ya ne olacaktı?

memlekette tuhaf zamanlar

Nihayet. Memlekette Tuhaf Zamanlar için epey uğraştım. Kanıyla canıyla mürekkebi kâğıdıyla bir kitap artık. Kendi hayatını yaşayacak. Umarım sevilir, umarım okuruna ve literatüre bir katkı sağlar.

Kitabın ismi aklımda ilk şekillendiğinde, bu blogu da kurmuştum. Elim sıcak kalsın, kitapla paslaşacak güncel gelişmeleri buraya yazayım istedim. Fırsat buldukça yazıyorum da. Bu uğurda, eski evim, göz bebeğim Eski Usul’u da biraz boşladım ama neticede bu blog da bir başka ev oldu; o da kendi hayatını yaşıyor. 

Kitapla ilgili notları, gelişmeleri, röportajları arada bir buraya da not edeceğim; umarım sıkmadan, abartmadan yaparım. 

PS: Bu güzel kapak Cüneyt Çomoğlu’nun işi.