onlar ki suda balık…

Mini mini ülke Tuvalu, Büyük Okyanus’un ortasında bir adalar topluluğu. Dünyanın iklimi değişirken, sular altında kalma riskiyle karşı karşıya. 

Memleketi yitirmenin derdi yetmezmiş gibi başında bir de beslenme derdi var. Adalarda su, ancak yağmur yağdığınca var;  işleyecek toprak avuç içi kadar. Eh bu da dert mi; okyanusun ortasında balıktan çok bol ne bulunur? Ekmek yoksa balık yesinler, değil mi?
O da yok. Çünkü iklim değişikliği iki defa vurmuş Tuvalu’yu. Bölgede asitlenen okyanus suyu Tuvaluluları besleyen balığı da yaşatmıyor. 

Balık bulamayınca ekmek yiyor ada halkı. İthal ekmek, bisküvit, pirinç… ABD’deki, Çin’deki fabrikalar dünyayı harlarken, sudaki balıklarından olmuş, ‘sudaki balık’ gibi bir halk. Kanat çırpan kelebek, kaçan kuş, tükenen balık… Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz şimdi. 

*

Tuvalu demişken… Sahi bir de şu vardı.

istanbul düşerken

Dünyadan kopuk olmanın ne demek olduğunu anlatmak için arada bir hatırlatılır: İstanbul Kuşatması sırasında, din adamları meleklerin cinsiyetini tartışıyordu. Hayret ederiz sahiden de. Hem de o sırada? İstanbul düşerken?  

Biz Türkiye’de, dünyanın bir parçası olduğumuzu hepten unuttuk. Glasgow’daki iklim zirvesi COP26 ile ilgilenmiyoruz. Tüm dünyanın gözü orada ama bizim yalandan olsa bile umrumuzda değil. Bu yaz ormanlarımız çıra gibi yanmışken hem de…

Bu şaka falan değil. Artık uzun vadeli bir şey de değil. Gelecek geldi. Pasifik ülkesi Tuvalu’nun dışişleri bakanı Simon Kefe ülkesinin batmak üzere olduğunu anlatmak için dizlerine kadar suyun içindeyken İklim Zirvesi’ne bağlandı. 

Biz halen surların arkasında kendimizi güvende sayıyoruz. Ama şehir düşüyor.