Şöyle demiş Andre Maurois:
“Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan bir toplum, ruhunda artakalmış barbarlık duygusunun da baskısıyla soyguncularına karşı hayranlık duyar.”
Şöyle demiş Andre Maurois:
“Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan bir toplum, ruhunda artakalmış barbarlık duygusunun da baskısıyla soyguncularına karşı hayranlık duyar.”

Julian Barnes’ın “Bir Son Duygusu” isimli, Booker ödüllü bir romanı vardır. Güçlü bir isim. Temaları ve gidiş yolları bambaşka olsa da, yaşamının son döneminde ‘bir son duygusu’nu anlatan bizden de bir kalem var: Falih Rıfkı Atay. Sert sözleri yalınlıkla yazabilen bir kalemi var Atay’ın. Burada başka bir bağlamda da bahsetmiştim, hem çöküşü hem de kuruluşu tecrübe etmiş bir devlet adamı ağırlığıyla bugün okunduğunda herkese daha da ilginç gelecek bir hatta yazıyor. Bir son duygusunu yazıyor.
Aşağıdaki satırlar, 1963’te kaleme aldığı ‘Batış Yılları’ isimli kitabından. Her şey yanıp yıkılırken dahi hakkında konuşulamayanlardan bahsediyor:
“İkide bir büyüklerimizin bir ‘Hasan Ağa’dan yanıp yakıldıklarını dinlerdik. Kimdi bu Hasan Ağa? Sormak da olmazdı. Neden sonra anladığıma göre Hasan Ağa bizimkilerin ve dostlarının çevresinde padişahın rumuzuydu. Hiç kimse ondan, daha doğrusu onu kötü yola götüren yanındakilerden hoşnut değildi. İkide bir içlerini çekenlerin: “Biz adam olmayız” yahut “Evveli Şam, ahiri Şam demişler” veya ‘ölü’ manasına aldıklarını sonradan düşünebildiğim, “Ümmet-i merhume demişler buna” gibi sözlerden, aklımızı kullanabilecek yaşta değilken bile, bir sona yaklaşma duygusu alırdık.”
Falih Rıfkı’nın yazdıklarından bahsetmeye devam edeceğim.

2021 işte bu fotoğraftı. Çabamız vincin çabası. Şimdi de sonra da…

İspanyol gazeteleri El Pais ve ABC’nin bugünkü sayfaları… Bir ilan bu elbette ama bir yandan da bir fantezi.
“Bundan sonra yeni yıl kararları yok” diyor hayali manşet. “Uzman yok, pandemi yok, volkan yok, bitcoin yok.” Çünkü “dünyanın sonu geliyor.”
Daha kötü bir haber olamazdı, değil mi? Ama bir yandan rahatlatıcı da. Birgün bir gazete bu manşeti atmaya vakit bulup da böyle bir gazete yapacak mı acaba? Dedim ya, bir fantezi… Birçok gazetecinin de paylaştığına emin olduğum bir fantezi…


Komplo teoricileri her sene The Economist’in ‘yeniyıl tahminleri’ temalı dergisinin kapağını tartışır, oradaki ‘gizli’ hurufatı, resimleri, sembolleri bulmaya çalışır. Daha doğrusu, ‘bulduklarını’ iddia ederler. Bu bereketli konuyu bir başka yazıya erteleyerek, komplo teoriciliğine hiç gerek duymayan, dümdüz bir Economist kapağını buraya bırakayım.
Amerika ne için savaşır? Rafine dergi Economist’in bu kadar savaşkan, bu kadar dövüşçü bir kapağa sahiden ihtiyacı var mı? Yeni bir şey değil elbette ama Anglosakson batının liberal yayınlarında çoğu kez çaktırmadan, bazen de kafa göz yara yara işleyen bir savaşçı damar var. Eski CIA analisti, John Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Melvin Goodman, bu damarın bu ara Tayvan ve Ukrayna üzerinden ciddi şekilde kabardığını yazıyor. Washington Post ve New York Times’ı içeren ilginç bir analiz.