şili hâlâ ‘no’ diyor mu?

Pinochet’in öldüğü gün Şilili yazar Ariel Dorfman, ‘Nunca más’ (bir daha asla) diyerek sokaklara dökülen Şililerin arasına karıştı.

O gün o kalabalıkta yan yana düştüğü hamile bir kadın gözyaşları içinde ona şunu söyledi: La sombra se fue. Gölge gitti.

Şili’nin üzerinde asılı duran diktatörün gölgesi, o gün artık ülkenin üzerinden çekilmişti. O öldüğünde görevde olan Başkan Michelle Bachelet’nin kendisi, Diktatör Pinochet’nin cuntasının işkencelerinden geçmiş biriydi. Dengeler değişmişti. Şili başka bir Şili’ydi.

*

Seçilmiş Salvatore Allende hükümetini 1973’te yıkarak ve muhalifleri öldürerek, sindirerek, işkenceden geçirerek kurulan Pinochet cuntası 1990’a dek sürdü. Neoliberal dünyanın, uluslararası iş aleminin desteği ve göz yummasıyla iş gören, bu arada elbette halkının sola alerji duyan, ekonomik kalkınma yalanlarıyla gözü boyanabilen ve yolsuzluktan da kendine değmiyorsa rahatsız olmayan kesiminde taraftar toplayan kirli bir rejimdi. Hep kirli kaldı. 

Bu rejimin sahibi Pinochet, iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra, hiçbir şey yapmamış gibi, hiçbir şeyden sorumlu değilmiş gibi yaşamına devam etti. Yargılanmadı. 91 yaşında, bir kalp krizi sonucu öldü. 

Öldüğü gün 10 Aralık’tı. İnsan Hakları Günü…

*

Peki diktatörün gölgesine ne oldu? O hamile kadının söylediği gibi gitti mi? Yok oldu mu?

Göreceğiz. Şili halkı, iktidarına devam etmek isteyen ama yoğun baskı yüzünden referanduma gitmek zorunda kalan Pinochet’yi yüzde 54,6’lık ‘hayır’ oyuyla göndermişti. Aradan otuz yıl geçmiş. 15 yıldır da Pinochet’siz bir dünyada yaşıyoruz.

Bugün Şili’de seçimler var. 

Kutuplaşması hiç bitmemiş halkın yine ortadan ikiye bölündüğü seçimlerin ikinci turu… İki aday yarışıyor. Bir tarafta, otuz beşlik genç bir aday duruyor. Eski öğrenci lideri, sosyalist-komünist-sosyal demokrat kesimlerin adayı, Katalan-Hırvat kökenli, göçmen çocuğu Gabriel Boriç. Allende’nin fikirlerinden etkilenen Boriç.

Diğer aday iş çevrelerinin, askerlerin, merkez sağdan başlayarak aşırı sağa kadar giden tüm yelpazenin rağbet ettiği Juan Antonia Kast. Pinochet’ye sempatisini hiç saklamayan Kast… Şili’de cuntanın öldürdüğü, kaybettiği, işkenceden geçirdiği on binlerce insan için kurulan ‘Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi’ne başkan olduğunda devlet desteği keseceğini söyleyen, “Pinochet yaşasaydı bana oy verirdi” diyen Kast…  Bolsonaro ve Trump gibilerin muhibbi Kast…  

Anketlerde birbirlerine çok yakın duruyorlar. İkisi de kazanabilir.

İyi de neden bu kadar yakınlar? Her şeye rağmen?

*

Neden bir halkın yarısı bir diktatörü açıkça destekleyen birini destekliyor? Neden insanları öldüren, aileleri mahveden, toplumun dibine dinamit koyan, faşist bir cuntanın yaptıklarında beis görmüyorlar?

Gael Garcia Bernal’le bizi tanıştıran, Pablo Larrain’in o muhteşem filmi ‘No’da da anlatıldığı üzere Pinochet yüzde 54,6 ‘Hayır’ ile gitmişti. Ama unutmayalım ki, kalanlar “Evet” demişti.

Şimdi de aynı halkın yarısı ‘Evet’ diyor. Anketlere göre yaşı 30’dan küçük olanların oyu daha çok Boriç’in. Yaşı elliden fazla olanların çoğunluğuysa Kast’ı tutuyor.

Pinochet’yi bilenler, Kast’çı yani. Ne olup bittiğini bilmelerine rağmen…

Nazizm Avrupa’da yeniden yükseliyor falan diye şaşırıyoruz. Sürpriz değil bunlar. Faşizm hiç gerilemiyor. Sadece bir süre duruluyor. Fırsatını bulunca yine tüm çirkinliğiyle baş gösteriyor. Bu bir zaman ve zemin meselesi… 

Gölge, maalesef, hep orada duruyor. Zamanını bekliyor.

boş koltukların hüznü

Boş sinema salonlarında fazladan bir hüzün dolaşıyor. Bir şeylere, akıp gidene, hayata, sanata, üretime şahit olamamanın hüznü.

Covid-19’un beşinci dalgasından dolayı bugün Hollanda yine kapandı. Sinemalar da perdeyi indirdi. Avrupa’da ülkelerin peş peşe kapanması bekleniyor. Amerika’dan bu senenin şubat ayından gelen bu büyüleyici fotoğraf, 2022’nin ilk günlerinde yine geçerli olacak.

*

Fotoğraf Devin Oktar Yalkın’ın.

ıssızlığın ortasında bir kutu

Dünyanın bir ucunda, Avustralya’nın Tasmanya Adası’nda, ıssızda bir kocaman kutu. Pas rengi ama ‘kara kutu’ diyorlar ona. Dünyanın kara kutusu… 

Soğuk depolarda tohumları saklamaya başladık. Bazı türlerin embriyolarını dondurduk. Yavaştan sandığımızı dolduruyoruz. İşte bu kara kutu da sandığa bırakacağımız mektup. “Bu mektubu okuduğuna göre ben artık yokum” diyen bir mektup.

Kutuda ne var? İleride bir gün, iklim değişikliği bu hızla gider de bizleri yeryüzünden silerse, bizden sonra gelecek olanlara ‘başımıza neler geldiğine’ dair mesaj var. Katastrofa nasıl da adım adım nasıl ilerlediğimizi gösteren kayıtlar… Liderlerin aldığı (ve almadığı) kararları anlatan gazete kupürleri, bilimsel makaleler, sosyal medya yorumları… Karalardan ve okyanuslardan anbean alınan ısı verileri, atmosferdeki karbon ölçümleri, her gün kaybettiğimiz canlı türlerinin isimleri… Tayfunlara, depremlere ve barbarlara dayanıklı bir şekilde inşa edilmiş kara kutuyu dolduracak.

İleride daha da paslanacak, belki doğanın içinde gözden yitecek bu kutuyu kim açacak? Geriye kim kalacak? Gelecektekilerin dinozorları mı olacağız? İnsanlık gerçekten kendini yok edebilir mi?

Cevapları biz bilmeyeceğiz ama bu dünyadan (ya da dışarıdan) yeni nesiller için bir hikâye bırakıyoruz. Issızda, dünyanın kenarında, Okyanus kıyısında bir koca kutu…

*

Kutunun bir internet adresi de var. 

onlar ki suda balık…

Mini mini ülke Tuvalu, Büyük Okyanus’un ortasında bir adalar topluluğu. Dünyanın iklimi değişirken, sular altında kalma riskiyle karşı karşıya. 

Memleketi yitirmenin derdi yetmezmiş gibi başında bir de beslenme derdi var. Adalarda su, ancak yağmur yağdığınca var;  işleyecek toprak avuç içi kadar. Eh bu da dert mi; okyanusun ortasında balıktan çok bol ne bulunur? Ekmek yoksa balık yesinler, değil mi?
O da yok. Çünkü iklim değişikliği iki defa vurmuş Tuvalu’yu. Bölgede asitlenen okyanus suyu Tuvaluluları besleyen balığı da yaşatmıyor. 

Balık bulamayınca ekmek yiyor ada halkı. İthal ekmek, bisküvit, pirinç… ABD’deki, Çin’deki fabrikalar dünyayı harlarken, sudaki balıklarından olmuş, ‘sudaki balık’ gibi bir halk. Kanat çırpan kelebek, kaçan kuş, tükenen balık… Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz şimdi. 

*

Tuvalu demişken… Sahi bir de şu vardı.