under construction

Bu fotoğrafta insanı büyüleyen bir şey var. Hayranlık uyandırsın, sevindirsin, belki şehre ve insanlara iyi gelsin, yöreye ün kazandırsın, belki inanmayanları dehşete düşürsün ya da onlara ilham versin, yoluna davet etsin diye dikiliyor bu heykel. Game of Thrones’vari bir dünyadan fırlamış gibi ama alıştık artık, ilgilensek de şaşırmıyoruz.

Bitince kimbilir nasıl görünecek? Ne çok görülecek… Ama şu hali bugünlere dair çok daha fazla konuşuyor gibi. Herkesin ama herkesin kendini yapmaya uğraştığı ve bu uğraşını sergilediği bir dünyadayız. Görkemimizin, merhametimizin, dehşetimizin bile iskeleti ortada. İnşaat halindeyiz. Bu heykel gibiyiz.

Brezilya şehri Encantado’da kitlesel fonlamayla inşa edilen 43 metrelik heykel, Rio’daki öncüsünden beş metre daha yüksek olacak. Silvio Avila’nın fotoğrafı.

kapıdaki düşman

Sanat hayatı taklit ediyordu önce. Hep olduğu gibi. Stalingrad Kuşatması’nın filmi meşhurdur. Jean-Jacques Annaud’nun Jude Law, Joseph Fiennes ve Rachel Weisz’lı filmi. Kapıdaki Düşman. Enemy at the Gates.

Şimdi yakın coğrafyada başka bir savaş tehlikesi. Ukrayna gazetesi Kyiv Post’un afişe benzer manşeti de filmden çıkmış. Kapıdaki Düşman. Üstelik spot da bir film teaser cümlesi gibi: Rusya yığınak yapıyor, dünya Ukrayna’nın yardımına koşacak mı?

Hayatın sanattan rol çaldığı günlerdeyiz…

hakikatten kaçış

Sağlık Bakanı çıktı, pandemi yönetimindeki başarısızlığı 84 milyona paylaştırdı. Tarihi demeçtir. Siyasi iktidarın bir ülkenin her bir vatandaşına kusur bulması yakın uzak her tarih okuması için özeldir.

AKP’nin genel başkan yardımcısı çıktı, Merkez Bankası’nın eriyen döviz rezervinin vatandaşların banka hesaplarında veya altın olarak ellerinde olduğunu söyledi. Muhalefet “128 milyar” nerede deyip soruyordu; bu paranın -en azından kısmen- vatandaşta olduğunu söyledi yani. İktidarın ne kusuru var; para yine millette. Sanki sorulan buymuş gibi! (Sorulanın ne olduğu için Uğur Gürses’in yazısı burada). 

Siyasi iktidar hatasız. Pandemide hatasız. Ekonomi yönetiminde hatasız. 

Geçen günlerde başarısızlığın neden bir geribildirim şekli olduğunu yazmıştım. Başarısızlığın kabul edilmemesine alışkınız da…

Kabul edilip tüm ulusa paylaştırılması… Siyasi iktidar kendisinin ‘eylemediğini’, hükmü olmadığını, belirleyici olmadığını -bu doğru olmasa da- söylemiş oluyor. Başarısızlığın geri bildirilmemesi artık bir eylemsizlik hali. Gerçeklerin üstünü örtmek falan değil sadece, gerçeklerden düpedüz kaçış artık. 

Bu, yeni.  

Fotoğraf: CHP’nin 128 milyar nerede diye soran afişleri indirilirken…

terasları açın ulan!

Toplumun -en azından bir kısmının- ruh halini Hollanda gazetesi De Telegraaf dolaysız yansıtıyor. Hükümet, dün bilmem kaçıncı kere COVID-19 önlemlerini yumuşatmayacağını açıkladı. Kafe bar sahipleri doğal olarak isyanda. Üstelik bu defa büyükşehirlerin belediye başkanları dış mekanların (Hollanda’da teras olarak geçiyor) açılmasını talep etmişlerdi. Olmadı. Gazete manşetten bağırmış artık. Lafı belediye başkanlarının ağzına vermiş gibi görünüyor ama değil. Bir isyan çığlığı bu. Bu gündemde bu kadar doğrudan bir manşete rastlamamıştım. Koronaya ve önlemlere dönük öfke giderek kabarıyor, medyanın bir kısmı da bu öfkeyi halka taşıyor. Ünlemin yerinde ‘ulan’ dendiğini de varsayabilirsiniz.

aşının hazmı

Bugün dünyanın bir numaralı konusu aşı. Kim üretecek, kim kime verecek? Ya da kim kime vermeyecek? Şurası açığa çıktı: Zenginler, fakirlere aşı falan vermeyecek. Ya da birtakım koşullarla verecekler: İşe yaramayanları verecekler, son kullanma tarihi geçmek üzere olanları verecekler, aylar sonra verecekler ve bir de tabii parasıyla verecekler.

Bu durumda aşı üreten güç sahibi olacak.
Peki ya fakirler üretirse aşıyı? 

Küba’da bugün geliştirilme aşamasında bulunan beş aşı var. Bunlardan biri olan Soberana 2 isimli aşı son faza ulaştı. Ele güne muhtaç olmadan kendi aşısını uygulayacak Küba. Ele güne muhtaç olunduğunda ne olduğunu görüyoruz zaten. 

Bu güzel bir gelişme. Bir de bunun nasıl aktarıldığına bakalım. İşte dünyanın en saygın yayınlarından The Economist. İşte haberi verirken Castro’yu tanımlama biçimi: cigar-puffing dictator… Küba’nın purocu diktatörü… 

Yine Economist’e göre, Küba’nın sağlık alanındaki motivasyonu, şeker ihraç edemiyor diye sağlık ihraç etmekmiş. Bu sanki çok kolaymış gibi. 

Sanki birinci derece ve kaliteli sağlık hizmetini vatandaşına bedava sunmak bir hedef değilmiş gibi… 

The Economist’in haber dili müthiş başarılı bir gösterge. Bir büyüteç. Bu cümleler olmadan da -elbette- bu haber yazılırdı. Ama bunun yazıldığı dünyada zenginler de aşılarını paylaşırdı işte.

Küba’daki aşı çalışmaları için buraya: NPR’ın haberi