‘Hakikat-sonrası’ gündemine dair en popüler sorulardan biri şu: İyi de insanlar, liderler ya da rejimler yalan söylemeye yeni mi başladı; kendimizi bildik bileli yalan söylenmiyor mu?

Söyleniyor. Dil kadar eski bir hikâye yalan, muhtemelen dilden de eski. Demek ki bugünleri farklı, hakikat-sonrası iklimini de hâkim kılan unsur bu işin eskiliği yeniliği değil. Bir değişim yaşadık. 2000’li yıllarda hayatımızda iki şey emsalsiz ölçüde değişti.

Hız. 

Volüm. 

Yalanlar ve safsatalar bugün tarihte hiç görülmemiş hızla yayılıyor (bazen biz de bu sürecin ortağıyız) ve her birimiz her gün hiçbir atamızın şahit olmadığı kadar yalan işitiyor.  

Yine de yalandan, safsatadan eskiden beri korkulduğuna ilişkin renkli bir örnek vermek istiyorum. Aşağıda genç Cumhuriyet’in önde gelen isimlerinden Falih Rıfkı Atay’ın ‘Moskova-Roma’ isimli kitabından bir pasaj var. Önceki post’ta yer verdiğim Atay’ın 1932’den gelen bu satırları fena halde bugünleri hatırlatıyor. 

Bir farkla: O zaman rejim safsataların yayılmasından korkuyor. Şimdiki rejimler bu safsatalardan besleniyor. 

Söz Falih Rıfkı’da: 

Grucia vapuru daha boğazda iken, ahbaplarımızdan birinin evine ihtiyar bir kalfa kadın geliyor: “-İsmet Paşa, Rusya’da Bolşevik olacakmış; artık herkes çalışacakmış; kimsenin malı mülkü olmıyacakmış. Ne olur, belki içlerinde sizin bir tanıdığınız vardır; ona söyleseniz; bunamış bir kadınım. Bundan sonra iş tutamam. Bana İstinye’deki evimi bıraksalar, gene üst katını kiraya verip geçinsem, dursam. 

Son buhran vergisi üzerine gene böyle fakat daha sarsak bir kadın bana demişti ki: 

-Beyefendi, benim beş lira maaşım var. Ankara’da Bürhan Bey geliyormuş, elli kuruşunu kesecekmiş. Ne olur, beni ona götürseniz, yalvarsam, eteğini öpsem, benim maaşıma dokunmasa!

Büyük harp’te Mudanya’da tifüs aşısı yapılırken, bir nefer: -Nedir bu çektiğimiz, her gün iğneleniyor duruyoruz, demişti. 

Kulağıma iğilen bir hoca dedi ki: -Ne hastalık ne bir şey.. Bize Alman kanı aşılıyorlar. 

Kalabalık ham ve şuursuz kaldıkça, onu fesat sağanağı içinde şaşalamaktan kurtarmak mümkün değildir. Bu şaşkınlık, kalabalığı anarşi ve ihtilale kadar da sürükliyebilir. Silah, kalabalığa karşı susmak değil, anlatmaktır. Rejim düşmanına fesat parolası vermemek için, rejimin münakaşalarını açık havaya çıkmaktan menetmek değil, fesat parolasını havada bırakmak için kalabalığın kulağını kendi tarafımızda bulundurmalıyız.”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s