son manşet

İspanyol gazeteleri El Pais ve ABC’nin bugünkü sayfaları… Bir ilan bu elbette ama bir yandan da bir fantezi. 

“Bundan sonra yeni yıl kararları yok” diyor hayali manşet. “Uzman yok, pandemi yok, volkan yok, bitcoin yok.” Çünkü “dünyanın sonu geliyor.”

Daha kötü bir haber olamazdı, değil mi? Ama bir yandan rahatlatıcı da. Birgün bir gazete bu manşeti atmaya vakit bulup da böyle bir gazete yapacak mı acaba? Dedim ya, bir fantezi… Birçok gazetecinin de paylaştığına emin olduğum bir fantezi…

agresif gazetecilik

Komplo teoricileri her sene The Economist’in ‘yeniyıl tahminleri’ temalı dergisinin kapağını tartışır, oradaki ‘gizli’ hurufatı, resimleri, sembolleri bulmaya çalışır. Daha doğrusu, ‘bulduklarını’ iddia ederler. Bu bereketli konuyu bir başka yazıya erteleyerek, komplo teoriciliğine hiç gerek duymayan, dümdüz bir Economist kapağını buraya bırakayım.

Amerika ne için savaşır? Rafine dergi Economist’in bu kadar savaşkan, bu kadar dövüşçü bir kapağa sahiden ihtiyacı var mı? Yeni bir şey değil elbette ama Anglosakson batının liberal yayınlarında çoğu kez çaktırmadan, bazen de kafa göz yara yara işleyen bir savaşçı damar var. Eski CIA analisti, John Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Melvin Goodman, bu damarın bu ara Tayvan ve Ukrayna üzerinden ciddi şekilde kabardığını yazıyor. Washington Post ve New York Times’ı içeren ilginç bir analiz.

hesap vermekten nasıl kaçılır? hesap yaparak!

Omicron dalgası ilginç ilerliyor ama ilginçlik virüste değil. Çünkü bu virüs varyantı, ona yönelik tahminler neyse tam da ona göre davranıyor. Çabuk yayılacak, çok kişiye bulaşacak ve diğer varyantları bastıracak demişlerdi, söylenenler neyse onu yapıyor.

Buna rağmen Omicron’un başgösterdiği üç haftalık zaman zarfında birçok ülke ne birbiriyle ne de virüsle eşgüdümlü davranabildi. Özellikle de Avrupa’da. Virüs aynı, risk aynı ama davranışlar farklı. Birbirine komşu ülkelerde bile. Kimse hangi önlemi, neden aldığını tam olarak açıklayamıyor. 

Örneğin Hollanda şu anda yeniden ‘kapalı’. Okulları da kapattılar. Ama anne babalar çalışıyor ve çocuklar da mecburen büyükanne ve büyükbabalarının yanında; demek ki virüsü bu aralar çok yayan bir grup, en riskli grubun yanında. Artık her şeyde anlam aramamayı öğrendik. Zaten sadece ‘takeaway’ hizmet veren yeme içme mekânları neden 17’de kapanıyor, marketler neden 20’de kapanıyor, ikna edecek açıklamalar yok. Her ülkenin pandemi yönetiminde böyle onlarca detay mevcut. 

Bu virüs bize birçok konuda öğretmen oldu. Birçok konuyu berraklaştırdı. Örneğin merkez Avrupa ülkelerinin tuhaf bir özelliğinin pandemi sırasında iyice sivrildiğini gördük. Zengin ülkelerde çok fazla hesap yapıyorlar. Çünkü hesap yapmaya halleri ve zamanları var. Pandemi sırasında kimsenin hiçbir şeye zamanı yok aslında ama olduğunu düşünüyorlar. Mükemmeliyetçi davranmaya çalışıyorlar. Her şeyi hesaplarken her şeye gecikiyorlar ve yaptıklarını da eksik ya da geç yapıyorlar. İnsani bir özellik bu, bir insanda rastlayınca eleştiri ya da özeleştiri konusu olabilir. Ama böyle bir özellik ülke yönetimine sirayet edince toplum topyekûn çuvallıyor. Hollanda gibi bir ülke, aşı içinde yüzerken aşı yapmayı beceremiyor mesela.

Beşinci dalgayı yaşıyoruz. Pandeminin uzun uzun hesap yapmayı değil de hızlı hareket etmeyi gerektirdiği bugüne kadar anlaşılmalıydı. Ama bu zengin kuzey ülkelerinde hesap yapmanın bir getirisi var. Milim milim çalışınca, kimse sizi hatalarınızdan ötürü sorumlu tutamıyor. Ya da tutmuyor. Kültüre içkin bir şey bu. Çalışmalarınızı, incelemelerinizi gösteriyorsunuz ve arkanızda enkaz bıraksanız da bir sonraki aşamaya geçiyorsunuz. Hızlı reaksiyon vermek ya da ön almak Avrupa’nın zengin ülkelerinde birinci öncelik değil. Çünkü hız ‘standart’ değil. Bir kafede, restoranda bile durum bu. Kahvenizi yarım saat bekleyebilirsiniz ama ne kadar beklediğinizi sorgulamazsınız, kahve iyi mi kötü mü ancak onu sorgulayabilirsiniz. 

İçerik, zamanın arkasında kalıyor. Her kültürün bir tercihi var. Bu kültürün tercihi de hız değil. Detay. Lüks bir tercih. Fakirlerin gözetemeyeceği kadar lüks bir tercih. 

Detaycı olmak bir başka noktada daha işe yarıyor. Detay, yöneticileri sorumluluktan kaçmasına yardım ediyor. Su sızdırmayan planlar yaptığınızda, işe yarasa da yaramasa da kimse sizi sorumlu tutamıyor. 

Zaten bugünlerin siyaset kültürü de bu. Kimse sorumluluk almak, hesap vermek, hesabı ödemek istemiyor. Kimse bir sonraki seçimi kaybetmek istemiyor. Politikacılar herkese yaranma peşinde. Böyle olunca da aldıkları önlemler güdük kalıyor ya da önlemleri hızla kaldırıyorlar. Denetlemiyorlar. Ama böyle yapınca da önlemlerin süresi artıyor. Herkes hep beraber daha uzun süre zarar görüyor. Üstelik bu yönetim tarzı, aşı karşıtları ve komplo teoricilerinin eline de koz veriyor, toplumu kutuplaştırıyor.

Virüs işte bize bu ilüzyonu gösterdi. Öğretmenliği burada. Türkiye’de sorumluluk alma, hesap verme yok. Çünkü bizde hukuk temelden dinamitlendi, kavramın kendisi yok oldu. Ama sorumluluk Batı’nın zengin ülkelerinde de yeterince yok. Çünkü hesap vermemek için son saniyeye kadar hesap yapıyorlar.

Madalyonun iki yüzü de berbat. 

dünya küçük

Boriç bahsinin şimdilik sonuna gelirken, üç manşetle not düşelim. Birincisi doğal olarak Şili’den. İkincisi Fransa’dan… Yarım manşet. Le Monde, “solun adayı kazandı” diyerek bir küçük sevinç dalgası eklemiş ön sayfasına. Üçüncüsü sürpriz. Hırvatistan’dan… Hırvat kökenli Boriç için “evladımız Şili’ye başkan oldu” manşeti atmışlar. Ne diyelim, dünya küçük.

Şurada, ‘kardeş blogda’ da bir coşku hali, haklılığın sesi.