tarih hızlanırken

Tarih ne kadar hızlı akıyor. Tarihçi Daniel Halévy, 19’uncu yüzyılda yaşananları ‘tarihin hızlanması’ diye kavramsallaştırmıştı. Ya şimdi? 

Geçen sene George Floyd’u soluksuz bırakarak öldüren Derek Chauvin isimli polisin mahkemesinde jüri Chauvin’e cinayetten hüküm giydirince, adalet yerini buldu diye bütün Amerika’da buruk bir sevinç gösterisi yaşandı. İşte Boston Globe’un manşetinde bu gösterilerden bir kare var. Yumruğu havada bir adam. 

Floyd’un öldürüldüğü yerde duruyor. 

Yeni ismiyle George Floyd Meydanı’nda… Tarihi bir günde.

Polisin bir masumu canice öldürdüğü yer artık bütün kıtaya (muhtemel ki ileride tüm dünyaya) yayılan bir hareketin, Black Lives Matter’ın merkezi. Hem de o kurbanın ismini taşıyor.  

Şu bir sene içinde nasıl delice hızlandı tarih. Daha da hızlanacak belli ki. 

istisna

140 Journos’un ‘Tarih Tekerrür’ isimli mini belgeseli, dile kolay, üç milyon defa izlenmiş. Ekonomimizin 2000’lerin başında nasıl çöktüğünü, sonra nasıl toparlandığını, şimdi nasıl aynı noktaya döndüğümüzü özetleyerek ve tanıklara başvurarak anlatıyor belgesel.

İki kişinin söyledikleri çok önemli. Biri uzun yıllar Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmış Prof. Uğur Emek… İktidarlar yerleştikçe, iş insanlarının, kurumların sistemin ilgili birimine yanaşarak, ne iş görüyorlarsa onunla ilgili kanundan ‘istisna’ tutulmayı istediklerini anlatıyor. İstisna tutulsunlar ki kanun onlara işlemesin. 

Bir de Kemal Dervişli dönemin Hazine Müsteşarı, şimdi CHP parti sözcüsü Faik Öztrak’ın gösterdiği bir kanun belgesi var. Sayfalar sürüyor; çevir çevir bitmiyor. Çünkü istisnai durumlar tek tek, alfabenin harflerine göre maddelenmiş. Öztrak diyor ki: Tek bir paragrafa sığan istisnalar, sayfalarca sürüyor, en sonunda geldiğimiz yerde artık alfabenin harfleri yetmemiş, çift harfe geçilmiş.”

İstisnalar kaideyi bozmaz, denir. Çünkü nadirdir. Burada istisnalardan kanun yapılmış. 

Bir ekonomi gazetecisinin sadece istisnalar üzerinden bir dosya yapmasını isterdim. Vaziyeti zaten biliyoruz da büyük küçük kimin ne yaptığını berrak şekilde gösterirdi.

Zira bu rejimin en büyük anahtarı istisna.

under construction

Bu fotoğrafta insanı büyüleyen bir şey var. Hayranlık uyandırsın, sevindirsin, belki şehre ve insanlara iyi gelsin, yöreye ün kazandırsın, belki inanmayanları dehşete düşürsün ya da onlara ilham versin, yoluna davet etsin diye dikiliyor bu heykel. Game of Thrones’vari bir dünyadan fırlamış gibi ama alıştık artık, ilgilensek de şaşırmıyoruz.

Bitince kimbilir nasıl görünecek? Ne çok görülecek… Ama şu hali bugünlere dair çok daha fazla konuşuyor gibi. Herkesin ama herkesin kendini yapmaya uğraştığı ve bu uğraşını sergilediği bir dünyadayız. Görkemimizin, merhametimizin, dehşetimizin bile iskeleti ortada. İnşaat halindeyiz. Bu heykel gibiyiz.

Brezilya şehri Encantado’da kitlesel fonlamayla inşa edilen 43 metrelik heykel, Rio’daki öncüsünden beş metre daha yüksek olacak. Silvio Avila’nın fotoğrafı.

kapıdaki düşman

Sanat hayatı taklit ediyordu önce. Hep olduğu gibi. Stalingrad Kuşatması’nın filmi meşhurdur. Jean-Jacques Annaud’nun Jude Law, Joseph Fiennes ve Rachel Weisz’lı filmi. Kapıdaki Düşman. Enemy at the Gates.

Şimdi yakın coğrafyada başka bir savaş tehlikesi. Ukrayna gazetesi Kyiv Post’un afişe benzer manşeti de filmden çıkmış. Kapıdaki Düşman. Üstelik spot da bir film teaser cümlesi gibi: Rusya yığınak yapıyor, dünya Ukrayna’nın yardımına koşacak mı?

Hayatın sanattan rol çaldığı günlerdeyiz…

hakikatten kaçış

Sağlık Bakanı çıktı, pandemi yönetimindeki başarısızlığı 84 milyona paylaştırdı. Tarihi demeçtir. Siyasi iktidarın bir ülkenin her bir vatandaşına kusur bulması yakın uzak her tarih okuması için özeldir.

AKP’nin genel başkan yardımcısı çıktı, Merkez Bankası’nın eriyen döviz rezervinin vatandaşların banka hesaplarında veya altın olarak ellerinde olduğunu söyledi. Muhalefet “128 milyar” nerede deyip soruyordu; bu paranın -en azından kısmen- vatandaşta olduğunu söyledi yani. İktidarın ne kusuru var; para yine millette. Sanki sorulan buymuş gibi! (Sorulanın ne olduğu için Uğur Gürses’in yazısı burada). 

Siyasi iktidar hatasız. Pandemide hatasız. Ekonomi yönetiminde hatasız. 

Geçen günlerde başarısızlığın neden bir geribildirim şekli olduğunu yazmıştım. Başarısızlığın kabul edilmemesine alışkınız da…

Kabul edilip tüm ulusa paylaştırılması… Siyasi iktidar kendisinin ‘eylemediğini’, hükmü olmadığını, belirleyici olmadığını -bu doğru olmasa da- söylemiş oluyor. Başarısızlığın geri bildirilmemesi artık bir eylemsizlik hali. Gerçeklerin üstünü örtmek falan değil sadece, gerçeklerden düpedüz kaçış artık. 

Bu, yeni.  

Fotoğraf: CHP’nin 128 milyar nerede diye soran afişleri indirilirken…