ıssızlığın ortasında bir kutu

Dünyanın bir ucunda, Avustralya’nın Tasmanya Adası’nda, ıssızda bir kocaman kutu. Pas rengi ama ‘kara kutu’ diyorlar ona. Dünyanın kara kutusu… 

Soğuk depolarda tohumları saklamaya başladık. Bazı türlerin embriyolarını dondurduk. Yavaştan sandığımızı dolduruyoruz. İşte bu kara kutu da sandığa bırakacağımız mektup. “Bu mektubu okuduğuna göre ben artık yokum” diyen bir mektup.

Kutuda ne var? İleride bir gün, iklim değişikliği bu hızla gider de bizleri yeryüzünden silerse, bizden sonra gelecek olanlara ‘başımıza neler geldiğine’ dair mesaj var. Katastrofa nasıl da adım adım nasıl ilerlediğimizi gösteren kayıtlar… Liderlerin aldığı (ve almadığı) kararları anlatan gazete kupürleri, bilimsel makaleler, sosyal medya yorumları… Karalardan ve okyanuslardan anbean alınan ısı verileri, atmosferdeki karbon ölçümleri, her gün kaybettiğimiz canlı türlerinin isimleri… Tayfunlara, depremlere ve barbarlara dayanıklı bir şekilde inşa edilmiş kara kutuyu dolduracak.

İleride daha da paslanacak, belki doğanın içinde gözden yitecek bu kutuyu kim açacak? Geriye kim kalacak? Gelecektekilerin dinozorları mı olacağız? İnsanlık gerçekten kendini yok edebilir mi?

Cevapları biz bilmeyeceğiz ama bu dünyadan (ya da dışarıdan) yeni nesiller için bir hikâye bırakıyoruz. Issızda, dünyanın kenarında, Okyanus kıyısında bir koca kutu…

*

Kutunun bir internet adresi de var. 

onlar ki suda balık…

Mini mini ülke Tuvalu, Büyük Okyanus’un ortasında bir adalar topluluğu. Dünyanın iklimi değişirken, sular altında kalma riskiyle karşı karşıya. 

Memleketi yitirmenin derdi yetmezmiş gibi başında bir de beslenme derdi var. Adalarda su, ancak yağmur yağdığınca var;  işleyecek toprak avuç içi kadar. Eh bu da dert mi; okyanusun ortasında balıktan çok bol ne bulunur? Ekmek yoksa balık yesinler, değil mi?
O da yok. Çünkü iklim değişikliği iki defa vurmuş Tuvalu’yu. Bölgede asitlenen okyanus suyu Tuvaluluları besleyen balığı da yaşatmıyor. 

Balık bulamayınca ekmek yiyor ada halkı. İthal ekmek, bisküvit, pirinç… ABD’deki, Çin’deki fabrikalar dünyayı harlarken, sudaki balıklarından olmuş, ‘sudaki balık’ gibi bir halk. Kanat çırpan kelebek, kaçan kuş, tükenen balık… Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz şimdi. 

*

Tuvalu demişken… Sahi bir de şu vardı.

barışın kahramanı

Bu sene Nobel Barış Ödülü iki gazeteciye, Filipinler’den Maria Ressa ile Rusya’dan Dimitri Muratov verildi. Zor yerlerde cesur işler yapıyorlar. 

Bu ödül bundan önce sadece bir defa bir gazeteciye verilmişti. 1935 yılında Alman gazeteci Carl von Ossietzky’ye…

Carl von Ossietzky solcu, pasifist ve barış yanlısı bir gazeteciydi. 1920’ler boyunca, otuzlu yaşlarındayken, Almanya’nın yeniden silahlanma faaliyetlerini araştırıp haberleştirdi. Vatan haini ve ajan damgası yedi. Hapsedildi. 

Hapisten çıkmasından bir ay sonra, 1933’ün Ocak’ında Hitler iktidara geldi. Ossietzky, hız kesmeden Hitler’e, Nazi ideolojisine ve ülkeyi saran antisemitizme yüklendi. Zaten bir süredir açıktan bu ideolojiyi eleştiriyordu. “Havada kan kokusu var” diyordu. Haklı çıktı. 1933 Şubat’ındaki Reichstag Yangını’nın hemen ardından tutuklandı ve Oldenburg’daki Esterwegen toplama kampına gönderildi. Korkunç eziyetlere maruz kaldı. 1935’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde, çoktan tüberküloza yakalanmıştı. Ödülünü almaya gidemedi. Zaten bu ödülden Alman basınında bahsedilmedi. Kısa bir süre sonra da Alman vatandaşlarının Nobel ödülü alması Propaganda Bakanı Goebbels’in gayretiyle yasaklandı. 

Savaş karşıtı Ossietzky, 1938’de gözetim altındayken öldü. Tüberküloz bütün vücudunu tüketmişti. Çıkmaması için çalıştığı bir sonraki dünya savaşını görmedi. 

Dünyanın vicdanı oldu. Uyanık kaldı. Bedel ödedi. İlham verdi. Savaşın değil barışın kahramanıydı Ossietzky. Aldığı ödül yerindeydi. Nobel komitesinin, Naziler’in açık tehditlerine rağmen ona ödül vermesi de cesaretti. İlginç olan, bugüne dek bu ödülün bir başka gazeteciye verilmemesiydi. Bedel ödeyen, hapse düşen, can veren, mücadele eden sayısız gazeteci varken…

varyantlarla yunanca dersi

COVID-19 varyantları, Yunan alfabesinin harfleriyle isimlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ‘Çin virüsü’,  ‘Wuhan virüsü’ lafları yayıldıktan sonra, bir de ‘İngiliz virüsü’ denmemesi için (zira bir varyant da orada çıkmıştı) bu alfabe oyununu icat etti. Açıkgözlülük; yine de fena düşünce değil. 

Alfabenin ilk harfi Alpha, İngiltere’de çıkandı. Beta’ya ilk Güney Afrika’da rastlandı. Delta Hindistan’da keşfedildi. Mu bir ara ciddi endişe kaynağıydı. Omicron şu an için esip gürleyen varyant, artık hepimiz tanıyoruz. Bir de kısa sürede sönüp giden, kaybolan (iyi ki!) ünsüz varyantlar oldu: Gamma, Kappa, Lambda, Epsilon, Iota, Eta, Zeta, Theta… Alfabeyi öğreniyoruz. 

Yalnız ilginç bir detay var. Sessiz sedasız gerçekleşen diplomatik bir hamle. Omicron’un ismi ilk önce Omicron değildi. ‘Nu’ idi. Hatta yeni varyantla ilgili kaygı verici tondaki ilk haberler, gazetelerin websitelerine ‘Nu varyantı’ diye düşmüştü. Derken, WHO bu ismi tedavülden kaldırdı. Gerekçe ‘nu’ isminin, kulağa ‘yeni’ (new) gibi gelmesiydi. Bence çok da gerekli bir gerekçe değil ama yaptılar bir kere ne diyelim (‘Nu’, Holllanda’ca da ‘şimdi’ demek bu arada; gazeteler ‘bugünün varyantı’ diye lanse etmişlerdi). 

Sıradaki harf ‘xi’ idi (kzay diye okunuyor). Ama o da varyanta isim olamadı. WHO ondan da kaçtı. Çünkü bu harf diplomatik bir skandal çıkarabilirdi; zira Xi hem Çin’de çok kullanılan bir isim hem debilfiil Çin devlet başkanı Xi Jingping’in ismi (o da Çi Cingping diye okunuyor). Okunuşları aynı olmasa da WHO maceraya girmek istemedi; sıradaki zararsız ve nötr harf ‘Omicron’a yöneldi. Doğruya doğru ‘Çin virüsü’, ‘Wuhan virüsü’ isimlerinden sonra bir de ‘Çi virüsü’ biraz sıkıntı yaratırdı. Yeni dünyanın gereği bu: Varyant diplomasisi…

Alfabede bir sonraki harfi hepimiz tanıyoruz. Pi harfi. Bakalım varyantı kuvvetli mi olacak zayıf mı? Tabii bir de sonsuza gitme riski var.

geliyor gelmekte olan

Gazeteciliğe bugün başlasaydım (ve bugünkü kafam da olsaydı) uzmanlaşmak için gözüme iklim değişikliğini kestirirdim. Çok kısa bir süre sonra en çok ve belki sadece bu konuyu konuşacağız. 

Almanya’da dün resmen göreve başlayan Trafik Işığı Koalisyonu’nun (Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Hür Demokratlar) 200 sayfalık anlaşma metninde iklim sözcüğü tam 198 defa geçiyor. Koalisyonun ana gündemi ve temel görev sahası -pandemi de izin verirse tabii- enerjide geçiş süreci ve iklim değişikliği olacak. Çünkü artık ayan beyan ortada, bu sadece bir doğa meselesi değil; ekonomi de milli güvenlik de toplumsal hareketler de hatta toplum yapısı da iklim değişikliğinden doğrudan etkilenecek. 

Neyin nasıl olabileceğini orman yangınlarıyla, bu yaz Türkiye’de de gördük. Günün popüler deyişiyle: Geliyor gelmekte olan.